25 Temmuz 2017 Salı

OKK // Distopya Okuma Etkinliği / The 100 - Kass Morgan Kitap Yorumu




Herkese merhabaaaa!!!


Uzun zamandan sonra sizlerle güzel mi güzel bir etkinlikle karşınızdayım. ^^ 

Okuyan Kızlar Kulübü'nün Distopya türü kitapları okuma etkinliğine -distopya türüne aşık olan- beni de davet ettiler. Tabiisi kabul ettim, etmemek elde mi? 

Distopya türün de yeni yaşanılabilecek dünya kurulması, gelişen teknoloji vs hepsi gerçekçi olduğu için çok sevenlerdenim. Çoğu distopya kitaba elimden geldiğince şans veririm çoğunu da çok severek okurum. 

Ben de merak ettiğim ve uzun zamandır kitaplığım da duran, severek okunan The 100 kitabını okumaya karar verdim. Son görev olarak biz konuklarla beraber yorumlar giriliyor. Ben de yorumumu girerek bu güzel etkinliği bitireceğiz. ^^ 

Şimdiden söylemeliyim ki beni bu güzel etkinliğe kattıkları için kocaman teşekkürler. <3


Şimdi yorumuma geçebilirim...







Onlar Yalancı, Onlar Hırsız, Onlar Asi, Onlar Kahraman Onlar İnsanlığın Kaderini Belirleyecek 100 Genç...




Yaşanan nükleer felaket dünyanın sonunu getirmiş, bu büyük felaketten sağ kurtulan insanlar 300 yıl boyunca Dünya'nın yörüngesindeki bir uzay gemisinde varlıklarını sürdürmüştür. Tükenmeye yüz tutan kaynaklarla koloniyi ayakta tutmaya çalışan yöneticiler, nüfusu kontrol altında tutmak için en sert tedbirleri almakta, hafif suçlar için bile idam cezası uygulanmaktadır. Öyle ki çocuk suçlular on sekiz yaşına geldiklerinde idam edilmektedir. Ama ölümlerini bekleyen bu gençlerin artık çok önemli bir görevi vardır. Gözden çıkarılmış genç suçlulardan oluşan 100 kişilik bir ekip, geçen zaman içinde yerleşime hazır hale gelip gelmediğini test etmek için Dünya'ya gönderilecektir. Koloninin geleceği, onların elindedir. 




100 ekibi farklılıklarını, geçmiş hesaplaşmalarını bir kenara bırakıp birleşmeli ve bilinmezlerle dolu Dünya'da hayatta kalmaya çalışmalıdır. Ama ihanetler, sırlar, henüz bitmemiş ve yeni başlayan aşklar gün yüzüne çıktıkça bir arada kalmaları gittikçe zorlaşacaktır.



Sayfa Sayısı: 300

Baskı Yılı: 2014

Yayınevi: GO!



--------------------------------


Tanıtımımız bu şekilde. Farklı bir konusu olduğunu söyleyemem çünkü son zamanlarda uzay da yaşamalar, dünyanın yok olması vs bilinen konulardan artık. Tek fark bu kitapta 100 çocuk diyebileceğimiz suçlunun dünyaya gönderilmesi. Kitap da fark yaratan da bu. Az sayfası, akıcı olması ve bölümlerin kısa kısa olması okuyuculara kolay bir okuma sağlıyor.

Konuya çok fazla girmek istemiyorum. Zaten tanıtım yeterince bilgi veriyor geri kalansa yaşanan olaylar. 

Kitap da beni en çok sinir eden bir karakterler vardı , özellikle Clarke >-< 


Çoğu yerde Clarke hak verdim ama genelde kızdım, hiç anlaşılacak bir tarafı yok yani Wells'in onun için yaptıklarına bakarsan haklı fakat bazı durumlarda ona hak vermesi gerekirken daha bir sinir oluyor. Diğer kitaplar da değişen bir şey olmayacakmış gibi gözüküyor ama okuyup öğreneceğiz. 



Geçmiş ve şimdi ki zaman olarak her bölüm ikiye ayrılmış. Her bir karakterin yaşadığı zorluklar, neden suç işlediklerini okuyoruz. Beni hepsi de üzdü ama Glass sevdiğim karakter olduğu için sanırım ona daha çok üzüldüm. Öyle bir bitti ki kitap özellikle Glass ne yapacak çok merak ediyorum. 

Karakterler için dünya pek de umdukları gibi çıkmadığı için ne yapacaklar çok merak edilesi. Fakat şu var ki neden bu kadar ince bir kitap? Tamam konunun çok derine inmemiş iyi hoş ama tam kitaba adapte olmuşken bitmesi. 




Diğer kitaplar da konu nasıl ilerleyecek, nasıl devam edecek, dünya da beklenmedik olaylar yaşanırken bu gençler nasıl hayatta kalacak? İşte bunlar hep devam kitapların da ama ben okuyacak mıyım evet ama şu yakın zaman da değil. 



 Serinin bir de dizisi var. Ben kitabı okumaya başladığım zaman öğrendim. Öncesin de bir bilgim yoktu. Kapakta ki kişiler sanırım dizide ki karakterler. Pek emin değilim. :)











Yorumumun sonuna gelmiş bulunmaktayız. Kısa ve öz bir yorum olduğunu ümit ediyorum. :)





Şimdi sıra alıntılarda...



#1


Clarke, gardiyanın elinden kurtulmaya çalışırken, "Nereye vardığımda?" diye homurdandı. 

"Hapishaneyi bugün boşaltıyoruz," dedi Dr. Lahiri. "Yüz şanslı suçlu, tarih yazma fırsatını yakalıyor." Ağzının köşeleri kıvrılarak bir sırıtmaya dönüştü. "Dünya'ya gidiyorsun."


--------------------


#2


"Aklından ne geçiyordu?" diye sordu Şansölye, kuşkuyla. "Bütün salonu yakabilirdin, içindeki herkesi öldürebilirdin."

Yalan söylemek daha iyiydi. Babasını, bunu meydan okumak için yaptığına inandırması daha kolaydı. Belki de uyuşturucunun etkisindeymiş numarası yapmalıydı. Şansölye'ye göre her iki senaryo da her şeyi bir kız için riske attığı gerçeğinden daha mantıklıydı. 


--------------------


#3

"İniş gemisine binmeme izin verin, yoksa onu vururum!"

Güverte, horozları çekilen bir düzine silahın sesi dışında sessizliğe bürünmüştü."

Otu< saniye içinde, Bellamy ya Octavia ile Dünya'ya gidecek ya da bir ceset torbası içinde Walden'a dönecekti.


--------------------


#4


Hücresinden fırlatma rampasına kadar olan uzun yürüyüşteki hissizlik, ardında belli belirsin bir umut izi bırakarak, güneşin yanından geçen bir kuyruklu yıldız gibi eriyip gitti.

O buraya ait değildi. Tarihi bir maceraya atılacakmış gibi davranamazdı. İniş gemisi ana gemiden ayrıldığı anda, kalbi parçalanmaya başlayacaktı. Heyecan ve dehşet içinde birden, bu benim son şansım, diye düşündü.


-------------------- 



Alıntılarla birlikte yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayım. Kitabı farklı konu arayanlar için öneririm. ;)



Etkinlikte OKK üyelerinin ve benim gibi konuk okuyucu olan One Better Day'in okudukları distopya kitaplarına yaptıkları yorumlarına altta ki linklerden ulaşabilirsiniz. 


Kitap Tutkusu - Kızıl Yükseliş/Pierce Brown
Kütüphanemden Kitap Manzaraları - Fahrenheit 451/Ray Bradbury
Fighting!! - Labirent:Ölümcül Kaçış/James Dashner
One Better Day - Kül/Darci Manley
Evil'in Dünyası - The 100/Kass Morgan


Tekrardan beni OKK Distopya Etkinliğine davet ettikleri için Okuyan Kızlar Kulübü üyelerine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. <3



Saygılar, sevgiler, bol kitaplı günler dilerim. ^^





7 Ekim 2016 Cuma

Yorum [ Aşk ve Gurur ve Zombiler / Jane Austen & Seth Grahame-Smith ]

Tekrardan selamlaarr!! ^^

Günün ikinci yazısına başlamış bulunmaktayım. Biri beni durdursuunnn demicem bırakın yazdığım kadar yazayım, iyi gaza geldim çünküm. :D 

Bu sefer yorum yapacağım. Okuma konusunda bu ara hızlı mıyım ne, aman nazar değmesin. :D 




Şimdi ise önceden okuduğum Aşk ve Gurur ve Zombiler'e yorum yapacağım. 

Hadi başlayalıımm!!.. 



Aşk ve Gurur ve Zombiler




Tanıtım;

Jane Austen'ın sevilen romanının kemik kıran zombi kaosu sahneleri eklenmiş yepyeni ve genişletilmiş versiyonu böyle başlıyor. Öykümüzün başında sessiz sakin İngiliz köyü Meryton tuhaf bir salgının pençesine düşmüştür... ve ölüler dirilmektedir! Hırçın kahraman Elizabeth Bennet zombi tehdidini ortadan kaldırmakta kararlıdır, ancak küstah ve kibirli Bay Darcy'nin gelişiyle dikkati kısa sürede dağılır. Bunu iki genç aşığın arasındaki hayli eğlenceli ve genelde uygarca geçen duygusal çatışmalar ile zombilere karşı verilen ve pek de duygusal olmayan kanlı çatışmalar takip eder. Elizabeth, Şeytan'ın veletlerini yenebilecek midir? Ve toprak sahibi züppe soyluların sosyal önyargılarını alt edebilecek midir? Romantizmle, kalp kırıklıklarıyla, kılıç dövüşleriyle, yamyamlıkla ve binlerce çürüyen cesetle dolu olan Aşk ve Gurur ve Zombiler, dünya edebiyatının bir başyapıtını gerçekten okumak isteyeceğiniz bir kitaba dönüştürüyor.

JANE AUSTEN, İngiliz Edebiyatı'nın Sense and Sensibility, Persuasion ve Mansfield Park gibi başyapıtlarının yazarıdır. SETH GRAHAME-SMITH How to Survive a Horror Movie ve Pardon My President kitaplarının yazarıdır. Bir ara okulda İngiliz Edebiyatı dersi almışlığı vardır. Los Angeles'ta yaşamaktadır.



Sayfa Sayısı: 304

Yayınevi: Domingo Yayınevi


Kitabın ilk olarak baskısından bahsetmem gerek çünkü çooook sevdimmm. İlk Nt de görmüştüm, dokunduğunuzda kadife hissi veren kapağı beni hemen alın diyordu ama ne yazık ki o an alamadık. :/ Daha sonra internet alışverişimizde aldık. ^^


Çok severek okuduğum yazarım Jane Austen Aşk ve Gurur kitabıyla dünyaya namını salmış bir yazar, ki biz kitap kurtlarının bana göre en sevdiği klasiklerden biridir Aşk ve Gurur. Bir çok yayınevi yeni baskılarla çıkardı, şimdi bile yeni baskıları çıkıyor. Ben Martı Yayınları farkı ile okumuştum, çok da sevmiştim. İkizim bir gün hadi filmi izleyelim dedi ve izleyiş o izleyiş. Şu an 1 GB yer tutmasına rağmen film telefonumda duruyor tabii yazarın İkinci Şans yani kitap adıyla İkna daha az MB ile telefonumda barınıyor. Nedenini sorarsınız bazı sebeplerden ötürü film izlemeden uyuyamıyorum bu iki film de benim uyumama yardımcı olan en güzel filmlerdir. ^^ 


Yaniiii anlayacağınız Aşk ve Gurur'un yeri ben de çoook ayrı...





Neyse ben esas konuya geleyim yani Aşk ve Gurur  zamanında ki zombilere.


Okurken dedim yazar farklı bir boyut kazandırmıştır fakat sadece zombi istilasında olan bir kitaptı. Aşk ve Gurur kitabının aynısıydı sadece bazı yerlerde  çokça zombi öldürüldü, düellolar oldu. Didişmelere, aşka aynen devamdı. Ah Bay Darcy yaktı yine ortalığı.:D 

Uzun zamandır Aşk ve Gurur'u okumak istiyordum, az zombi ile kitabı tekrardan okumuş oldum. Fakat filmle aynı olduğundan ve ezbere bildiğimden kitap bi değişik geldi bana yani izlediğin filmin yazılmış versiyonunun aynısını okuyorsunuz. Bana öyle geldiği için hemen okuyamadım.

Kitaptan uyarlanan birde filmi var tabii her zaman ki gibi yine ben ilk filmi izledim :D 

Film yada kitap mı derseniz her ikisini de derim. Çünkü kitap zaten Aşk ve Gurur, film ise zombilerden oluşan bir filmdi. Film bazı yerleri hariç sadece ismini ve karakteri yansıtmış desem yalan olmaz. Kitaptan o kadar farklıydı ki sonu bile aynı değildi bu sebeple filmi izlemiş biri olarak kitapta da hep o sahneleri bekledim ama cıks pek karşılaştığım söylenemez. :))
Aslında çook beğendim çünkü Dünya Klasiği bir kitabı yeniden kurgulayıp şimdi ki zaman da insanların korkulu rüyası olan zombiyi ekliyorsun ve öyle yerlere eklenmiş ki hayran kalmamak elde değil. Bu sebeple yazarı tebrik ederim. ^^ 



video

Kitabın iç sayfalarında bu şekilde görseller vardı, çok sevdim...



Biraz da filmden bahsetmek istiyorum.  





Fragman için tık tık



Film benim favorilerim arasında, karakterleri çok sevdim, çok yakışmışlar rollerine hele ki Bay Darcy <3 Yani Darcy için her yeni karakter nasıl olur da çoook yakışıklı olur. <3 Bay Darcy için Sam Riley çok iyi olmuş, çok sevdim kendilerini. :))





 Tabii Elizabeth hele ki zombi avcısı ise kesinlikle  Lily James Elizabeth rolüne yakışmış, kendileri hakkını vererek oynamış. Elizabeth olarak çok sevdim. 

Diğer karakterler ise;








Matt Smith bu karakterle bence olmamış çünkü Bay Colins sevilmeyen bir karakter. Nasıl olur da bu sempatik adam bu film de itici karakteri canlandırabilir ki? Ama yine de oyunculuğu ve Bay Colins'in o itici ve çok bilmiş tavırlarını iyi yansıttı. :))

Dediğim gibi film bir çok açıdan kitapla bir değil, bir çok farklı sahnesi vardı. Bence senarist yeni bir soluk vermek adına bu şekilde yazdı, güzel oldu mu? Oldu ben beğeniyorum şahsen. 

Fakat şöyle bir sıkıntı var Türkçe dublaj da Elizabeht karakterine Hülya Avşar ses veriyor. Allahımmmm en sevmediğim kişi en sevdiğim kişiye ses vermesi başıma gelebilecek en kötü şey.
Bu sebeple Türkçe alt yazılı şekilde izliyorum. Zaten Sam Riley'in sesi çok hoşuma gidiyor. :D 

Filmden bir kaç kesit paylaşayım sizinle. ^^ 










Adamım yaa :D 


Gülüş ve sonra ki bakış ahh ahhh! <3 :)))










Eveett kitap yorumu derken film yorumuna döndü iş ama her seferinde bahsettiğim gibi kitap ayrı film daha bir ayrıydı. Bu sebeple ikisinden de bahsetmem iyi oldu. 

Sıra alıntılarda. ;)


#1

Mis Bingley hemen onun yüzüne bakarak, böyle düşüncelere ilham kaynağı olmayı başarmış bayanın ismini öğrenmek istediğini söyledi. Bay Darcy karşılık verdi:

"Mis Elizabeth Bennet."

"Mis Elizabeth Bennet!" diye tekrarladı Mis Bingley. "Longbourn'un savunucusu mu? 
Hertforhshire'ın dişi kahramanı mı? Hayretler içinde kaldım. Harika bir kaynanan olacak gerçekten; ayrıca dövüş sanatları becerilerinizi birleştirerek sürüyle ağza alınmaz tepelersiniz tabii."

--------------------


#2

Elizabeth ahlak kurallarını boş vererek eteğini kaldırıp yaratığın kafasına hızlı bir tekme attı.

--------------------


#3

"Sevgili kızım," dedi Leydi hazretleri, "bu mücadeleyi ciddiye almanı tavsiye ederim. Ninjalarım sana acımazlar."

"Ben de onlara acımayacağım leydi hazretleri."

"Bayan Bennet, size dövüş sanatları konusunda doğru dürüst eğitim almadığınızı hatırlatırım. Ustanız bir Çinli keşişmiş... bu ninjalar Japonya'nın en iyi dojolarından toplandılar."

"Gerçekten kötü dövüşüyorsam, leydi hazretleri beni uzun süre seyredip sıkılmak zorunda kalmayacaklar."

--------------------


#4

Elizabeth giderek sinirlendiğini hissetmesine karşın, Darcy tarafından sırtı bir duvara dayanınca soğukkanlı konuşmaya var gücüyle çabaladı:

"Daha centilmence davransanız kellenizi uçururken biraz üzülebilirdim; ilan-ı aşk üslubunuz beni bundan kurtardı ve başka herhangi bir etkisinin olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz Bay Darcy."

Adamın bunu duyunca irkildiğini gördü, ama bir şey dememesi üzerine devam etti:

"Bana evlilik teklifini ne şekilde yapsanız reddederdim."

Darcy'nin yine şaşırdığı belliydi; Elizabeth'e hayret ve ıstırapla bakıyordu.

--------------------



Alıntılardan sonra tabii ki tavsiye kısmına geldik. Kitabı okumanızı tavsiye ediyorum, benim gibi beğeneceksiniz. ;)

Filmi de izleyin, çok beğeneceğinize eminim. ;)

Şimdilik benden bu kadar kendinize çok iyi bakın... 






Mim Vol #2 [ Bu yazın EN'leri ]

Selaaammmm Evilin Dünyası sakinleri. ;)

Yine bir yazı yazma hevesi ile oturdum pc başına, kulağımda K-Drama Ostları ve içeriden gelen tv sesi :/ Yine de her zorluğa rağmen yazmalıyım bu yazıyı çünkü çook sevdiğim Ablamm -Kitap Kutkusu- ve Üçüzümm -Kütüphanemden Kitap Manzaraları- beni Bu Yazın En'lerine mimlemişleerr!! ^^ 

Şşşş aslında unutmuştum,  bloglarında gezerken gördüm dedim daha geç kalmadan yapmalıyım. :D 

Aslında bu yazın öyle çok kitap okuyamadım fakat bu yıla nazaran daha çok okuduğumu düşünüyorum.

Bakalım benim En'lerim nelermiş. ^^ 



Hadi başlayayımmm, ;)



1 - Bu yaz okuduğun en güzel kitap

Bu yaz aslında çook güzel kitaplar okudum fakat arasından seçecek olursam Cinder derim. <3 Bayıldıımmm! Ama ama ben bir kitap daha söylemek istiyorum, oda Yüreğini Haramdan Sakın. Çook severek okudum, Türk yazarlara destek vermek ve onların kitaplarını okumak İkizim ve benim için değişmez bir kural bu sebeple çoğu yazara şans verenlerdeniz ama bu kitap ciddi anlamda çoook güzeldi. :)


--------------------


2 - Bu yaz keşfedip okuduğun en güzel kitap

Bu yaz keşfedip okuduğum kitap Austen Diyarı. Aslında Jane Austen sevgim sebebiyle filmini izlemiştim ama kitabının olduğunu bilmiyordum. Artemis Yayınları çıkardığı sırada fark ettim ve ilk çıktığı zamanlarda alıp okudum. Kitap pek filmle uyuşmasa da çok beğendim.


-------------------- 


3 - Bu yaz okuduğun ve sana en büyük hayal kırıklığını yaşatan kitap

Hımm böyle bir kitap sadece bir tane oda Bir Aşk Çarpıntısı. Aslında konu bakımından gerçekten hoş bir kitap ama genç yetişkin benim sevmediğim bir tür. Okumadan önce öyle olmadığını düşünüyordum ama cıks bana göre değil. Olaylar güzeldi, aşk güzeldi ama fazlası güzel değildi bana göre. Bu sebeple hayal kırıklığı oldu benim için.


--------------------


4 -  Bu yaz izlediğin en güzel film

Film izlemeyi seven biri olarak bu yaz çok da film izlememişim :)) Sebebi kitap okumam ve izlediklerimi canım çektikçe tekrar izlemek. :D Onun yerine yeni filmlere fırsat versem iyi olur aslında dimi. :)) Ama yine de beğenerek izlediğim bir film var oda İlk Aşkım. Fragman için tık tık
Film aslında Aşka Yükseliş'e benzese de sonu veya çoğu yerleri benzemiyor. Yine de çok sevdim. İzlemenizi öneririm. ;)


--------------------


5 - Bu yaz dinlediğin en güzel şarkı

Hımm dinlediğim en güzel şarkı ne olabilir ki? Az düşüneyim hemen yazıyorum. :)) 
Buldumm; Keti - Ver Beni Yalnızlığa. Dinlemek için tık tık 


--------------------


6 - Bu yazı bir kelime ile tarif et

Bu yazı tarif etmem için bir kelime yetmez ne yazık ki. :( Çok değişik bir yazdı. Hem ailem için hem ülkem için çok zorlu bir yaz geçti. Yine de bir kelimeyle tarif etmem gerekirse 'hayal kırıklığı' derim...


--------------------



Eveett mimin sonuna gelmiş bulunmaktayız. :) Güzel bir mim yapmış bulunmaktayım, soruları hazırlayana ve beni bu mime etiketleyen Ablamaa ve Üçüzüme sonsuz teşekkürler. Ablamın ve Üçüzümün bu yaz ki En'lerine buradan ve buradan bakabilirsiniz...


Yapmak isteyenleri etiketliyorumm :D 


Şimdilik benden bu kadar, sıra okuduğum kitapların yorumlarında. :) 
















1 Eylül 2016 Perşembe

Yorum [ Cinder / Marissa Meyer ]


Selaaammm Evilin Dünyası sakinleri!! ^^

Yine olduğu gibi arayı açarak uzun zamandan sonra yorum girmeye karar verdim. :)

Yorum girmemi isteyenler lütfen kızmayın yada kırılmayın bana çünkü zamanım olmuyor yada istemiyorum, hani istersen daha güzel şeyler çıkar ya ortaya bende onu bekliyorum sanırım. :))

Öhö öhö efenim bu ara güzel kitaplar okumam tuttu, e güzel kitap okunur da yorum girilmez mi bende hadi Kübra bir yorum gir de millet yorum görsün dedim. :) Sözüm meclisten dışarı. :* 

Bu güzel şen şakrak yorumumu okuduğum Ay Günlüğü serisinin birinci kitabı Cinder'a yapacağım... 

Hadi seriyi sevenler bi heyecanlanın bakalım çünkü mikemmel fotolar geliyor. <3 Ve tabii benim o müthiş yorumum. :D 

İlk bi kitabımızın tanıtımını yapalım.





CİNDER - BİR AY GÜNLÜĞÜ SERİSİ


"GELECEKTE BİLE, HİKAYE BİR VARMIŞ BİR YOKMUŞ DİYE BAŞLIYOR..."





İnsanlarla androidlerin yan yana dolaştığı Yeni Pekin'e hoş geldiniz. Her ne kadar birlikte yaşamayı başarsalar da türlerin dostluğu sanıldığı kadar kolay değil. Ölümcül bir veba insan nüfusunu tehdit ediyor. Ay İnsanları, Dünya'yı uzaydan izleyerek doğru zamanı kolluyor. Kimse Dünya'nın kaderinin tek bir kıza bağlı olduğunun farkında bile değil…



Becerikli bir mekanik ustası olan Cinder, herkesten saklasa da aslında bir sayborg. Üvey annesinin hakaretleri yetmezmiş gibi şimdi bir de üvey kardeşinin hastalanmasından sorumlu tutuluyor. Yakışıklı Prens Kai'in hayatına girmesiyle birlikte, Cinder birden kendini gezegenler arası bir anlaşmazlığın ortasında buluveriyor. Sorumluluk ve özgürlük, sadakat ve ihanet arasında kalan Cinder, Dünya'nın geleceğini koruma altına almak için önce kendi geçmişinin sırlarını açığa çıkarmak zorunda... Yeniden kurgulanmış bu masalda Külkedisi ile tekrar tanışmaya ne dersiniz?



Marissa Meyer, Washington'ın Tacoma kasabasında doğup büyüdü. Henüz küçük bir çocukken kitaplara âşık olan Marissa, ergenlik yıllarından beri gençlik edebiyatı üzerine çalışıyor. Peri masallarına da büyük bir sevgi besleyen Marissa, gençlik günlerinden beri bu masalları yeniden kurguluyor ve bu tutkusundan da vazgeçecek gibi görünmüyor.

Sayfa Sayısı: 312

Yayınevi: Artemis Yayınları




Tanıtım az da olsa bizi bilgilendiriyor fakat nasıl bir şey yazmış yazar diyoruz biz okumayanlar. İlkten böyle şeyler düşünüyordum ve uzak duruyordum, ya iyi değilse yada yıllardır bildiğimiz masallar nasıl farklı bir kurguyla karşımıza gelecek deyip durdum. Öyle bir kurgu oluyormuş ki ağzımız açık kalıyormuş okuduğum da bunu anladım.

Seri boyunca Cinder hep bizimle olacak, baş karakterimiz kendileri. Saybong ve işinde yetenekli bir mekanik ustası. Sayborg nedir ne değildir merak edenler kitabı okusun. :)

Bizlerin yıllardır bildiği sindirella masalına göre çok farklı fakat konu masalda ki gibi ilerliyor.


Aynen bu şekilde ilerleyecek değil tabii fakat işte baloya gidememesi, üvey annesi ve kardeşleri tarafından eziyet edilmesi falan hepsi var. Yazarımız öyle bir kurgulamış ki emin olun masallara yeni bir soluk gelmiş resmen.



Dünya da işler pek yolunda değil, ölümcül veba herkese her an bulaşabilir ve sonucu ölümle sonuçlanan bu hastalığın bir çaresi yok. Cinder ise üvey kardeşlerinden birinin vebaya yakalanmasıyla yıkılıyor ve üvey annesi kızının hasta olmasından Cinder'ı suçluyor ve olaylar bundan sonra başlıyor.

Tabii bir de Prens Kai var <3 


Kai gelince, hımm bence okuyun ya ne yazayım diye çok düşündüm ama spoiler olur ne yazarsam yazayım. :))

Kitabımız da tabii ki kötü var kim yok derki. :P Kraliçe Levana! Ay Ülkesini yöneten Lenava göz boyama büyüsüne sahip. Herkes onu güzeller güzeli bir kadın olarak görse de çirkin bir yüze sahip olan Lenava kimsenin gerçek yüzünü görmesini istemiyor. Devam kitaplarından biri de Lenava, geçmişini anlatan kitapta neden kötü olduğunu okuyacakmışız fakat ne olursa olsun bir insan bu kadar kötü olabilir mi?



 Pardon Cinder'ın üvey annesini unuttum çünkü o tam bir cadı. >_< 

Üvey annesinin Cinder'a yaptıklarını okuyunca hele ki son bölümlere doğru yaptıkları beni resmen çileden çıkardı. 




Bunlar bahsetmeyi isteyeceğim şeyler değil çünkü aklıma geldikçe sinirlerim bozuluyor. Ben en iyisi  kitabın resmen maskotu olan Iko'ya geçeyim. <3


Kendileri bir android. Kitap tam bir teknoloji cenneti, her şey teknolojik aletlerle işliyor. Yani uçan hava araçları, sağlık-droidler falan var. Iko ise Cinder'ın yardımcısı konumunda olan şebek mi şebek bir adroid. Kitapta Kai'den sonra Iko'yu sevdim. <3 :)) 



Bana göre karakter seçimine gelirsek eğer.

Cinder;



Kai ise;


bunlar olabilir.

Bu da Iko :D 





Benim hiç sevmediğim bir huyum vardır, kitaba başlarım, bir iki bölüm okurum, sonra pek elime almam ya iş olur ya canım istemez  yada tele fazla takılırım. Daha sonra kitabın ortasına gelirim eğer kitap heyecanı tavan ise ve ben çok beğenmişsem 2 günden az bir zamanda bitiririm. İşte Cinder da böyle bir kitaptı. <3 Dün gece 00:37 de başladım, 03:58 de bitirdim. Yani bitirmeyi planlamıyordum ama şu bölümü de okuyayım, ay şurası çok heyecanlı devam etmeliyim diye diye kitabı bitirdim. :D 

Bittiğin de böyle oldum ama sonun öyle olacağından şüphelenmiyor değildim. ;) 



Masallara farklı bir boyut kazandıran Marissa Meyer gerçekten mükemmel bir yazar. Kendileri fantastik türünde favori yazarlarım arasına girmiş bulunmakta. <3 


Şimdilik benim anlatacaklarım bu kadar. ;)


Kitabı kesinlikle çoook sevdim, herkese tavsiye ederim, tabii seriyle tanışmayan bir ben kalmamışsam. :D 

Seriye mutluluk, merak ve heyecanla devam edeceğim. Bakalım diğer masalları yazarımız nasıl değiştirmiş. 

Şimdi sıra olmazsa olmaz ve çok sevdiğim alıntılara gelelim. 




#1

"Bunca şıklık ama gidecek bir yer yok," dedi Iko, kapının oradan.

Cinder ufak bir kahkahayla ağzındaki feneri çıkardı ve yağ lekeleriyle dolu pantolonuna baktı. "Evet, tabii. Tek ihtiyacım bir taç."

"Ben kendimden bahsediyorum."

Cinder sandalyesini geriye çevirdi. Iko, Adri'nin inci kolyelerinden birkaç tanesini o ampul gibi kafasına geçirmiş ve sensörlerinin hemen altına sürdüğü kızrmızı rujla korkunç bir dudak resmi çizmişti.

Cinder güldü. "Vay canına. O renk seni çok açmış."

"Öyle mi düşünüyorsun?" Iko, lastiği üstünde ilerleyerek odaya girdi ve Cinder'ın masasının yanında durdu. Ekrandaki yansımasına bakmaya çalıştı. "Baloya gidip prensle dans etmeyi hayal ediyorum."


--------------------

#2

Kraliçenin gözlerinden şimşekler çaktı. "Kendi tebaamı gördüğümde tanırım ve şu an bir tanesi sizin şehir sınırlarınız içerisinde bulunuyor." Parmağıyla balkondan dışarıyı işaret etti. "Onun bulunmasını ve bana getirilmesini istiyorum."

"Elbette," dedi Kai, "iki buçuk milyon insanın yaşadığı bir şehirde bu hiç sorun olmayacaktır. İzin verin de bir koşu gidip özel Aycı detektörünü alayım ve işe koyulayım."


--------------------

#3

--- SPOİLER---

Kai başını bir yana yatırdı ve Cinder'a öyle bir baktı ki sanki kafasının içindeki metal plakayı bile görebilirmiş gibiydi. Bakışlarındaki yoğunluk azalmadı ama. "Bence benimle baloya gelmelisin."

Cinder yumruklarını sıktı. Kai'nin yüzündeki ifade, fazla samimi, fazla kendinden emindi. Cinder'ın içinde bir şeyler karıncalandı. "Yıldızlar aşkına," diye mırıldandı. "Bunu zaten daha önce sormamış mıydın?"